Dün yine dışarıdaydım bakıyorum insanlara çok garipler
Taksim'in tam ortasındaydım dün aynı bu saatlerde. Evde zaman hızlı tv programları almış başını gidiyor parmaklarım bir hayli hızlı fakat dün akşam üzeri böyle değildi hayat bir ağır çekim edası hakimdi sokaklarda üzgündü bu şehir sanki melankoliye bağlamış ergen kız çocuğu gibi, sivilcesinden sıkılıp aynaya bakar ve sonra onu yakalar hırpalar canını yakar ve ağlar... Sessizce kimseye haber vermeden dün böyleydi insanlar yağmurlu havadandır dedi içimdeki kız bana her zaman haklı değilsin dedim gömüldüm küvetimin koynuna
yine boğuldu gülümsedim kendi kendime bu sefer ben kazandım dedim ne de olsa öldürdüm düşlerimi.
Yalnızım bugün ey İstanbul havan daha bir güzel ama insanların hep aynı...
Sıkıldım senden biliyorsun değil mi?

Ben gidiyorum uzaklara düşler diyarına tatlı rüyalar bana...
Her zamanki gibi bir kahve ile kadife perdeli büyük penceremin önünde oturup bulutları izliyordum. Büyük Kapkara bulutları. Biraz uyumak istedi sanki canım battaniyemi boynuma kadar çektim ellerimi bacaklarımın arasına soktum başımı yastığıma gömdüm ve işte ben geliyorum dedim benn!!... O kadar keyifliydim ki.

Bozuldu.

İçimdeki ses geldi "Sana bir şey anlatmam lazım" dedi.
Yine mi konuşacaktı küvetimi düşündüm bugün canım istemiyordu.
Anlat dedim gönülsüzce.
"Dün gece sen uyurken yan evde bir şeyler oldu boşanma kararı almışlar adam başka bir kadını seviyormuş artık seni sevmiyorum o beni senden daha çok seviyor hem daha da fazla ilgileniyor dedi sence de garip değil mi?" 
Bunlar bizi ilgilendirmez dedim uyuyalım hadi 
"Ama dur daha bitirmedim. Ben çok üzüldüm ve kadının saçlarını kokladım..."
ne yaptın?
"çok üzgündü ne olduğunu merak ettim ben de baktım kocası daha önce de aldatmış hem de karısı yakalamış çok kötüydü ağlamamak için kendimi zor tuttum insanlar neden böyleler neden hep bir fazlasını istiyorlar hayatlarından? yeterince mükemmel değil midir ki insan? Tam dayanamıcaktım üzülme diyecektim ki bir şey hatırladı kadın o da aldatmış. Düşünebiliyor musun? Sen hiç böyle bir şey yapmadım mesela çok kötü kendimi kaybettim"
Tamam yeter toparlan çıkıyoruz dışarı.

"Bak şu adamı görüyor musun beyaz tişörtlü olanı kaşında piercing var bi bakıp gelebilir miyim? ya da şurada sigara içen kadın elindeki sigaranın markası neydi dijourum dijorun mu ne hah senin arkadaşın gibi içince seksi oluyor. Ona bakabilir miyim? Yavaşla yavaşla sana yetişemiyorum dur kaybedicem dur!"

Tekrar sadece yalnız kalmak ne kadar güzel bir duygu belki ayda sadece bir kere.
Sorunlarım var içimdeki kızla ilgili bazen beni kaybediyor ama olsun ben böyle mutluyum. 

Aslında değilim. Yalnız kaldım yine hep yalnızım zaten öyle değil mi? Eve dönmeliyim belki de televizyonumu açmalı olur olmadık şeylere gülmeliyim hayat böyle güzel sanki?

...

Ev gibisi yok mu dersiniz?
iyi geceler, tatlı rüyalar bana...


"Dur uyuma çok ilginç bir şey duydum."
İnsanların hayatlarına burnunu sokmamayı öğren.
"Dur sana sihirli bir ayna buldum hep isterdin ya hani geçmişine gitmek işte ona yarıyor kalk!"
Ne? Nerede?
"hadi gel benimle"
Tamam...

İşte yine başlıyoruz daha günün ortasındayız ev ile garip yerler arasında dolaşan karmaşık ve iç içe geçmiş elipsleri anımsatan yollarımızda gidip gidip geliyoruz. Her gün kendime farklı bir yol seçtiğimi biliyor musunuz? 12 günde bir aynı yola giriyorum mecburiyetten ne yapalım....
 Elimde birkaç saat önce başlayıp sonuna neredeyse yaklaştığım kitabım var, okumak istemedim bir köşeye bıraktım. Yine birkaç saat önce doldurulup yarısı içilmiş kahvem ile yarısı içilememiş sigaram var sehpamın üzerinde. O büyük kadife perdelerimin arkasına sığınmak bana bir şekilde garip bir güç veriyor 19. yüzyıl saray pencerelerinde oturan prensesleri hatırlatıyor bana. Onlara özenmiyorum aksine acıyorum o kadar varlığın içinde yitip gitmek diye buna derim ben. İhtiyacın olandan fazlasına ne zaman sahip olursan o zaman yalnızlık başlar. Bugün de kapalı hava yağmur yağsa diye sabahtan beri iç geçiriyorum kendi kendime ama yağmayacak gibi telefonuma bakıyorum arayanım yok üzüldüm dersem şaşırır mısınız? Yalnızlığı seven biri değilim aslında üzülüyorum beni arayıp halimi hatırımı sormayanlara belki üç günde bir en yakın arkadaşım mesaj atarsa atar onun dışında hep kendimle baş başayım bu evde. Tek başıma yaşamayı bu yüzden seçtim rahat rahat istediğimi yapabiliyorum uyuyorum kitap okuyorum aynalarla konuşuyorum tuvalette iken “Hadi artık çıkmıyor musun?” diyen bir ses duymuyorum. Özgür olmayı seviyorum. Seviyordum. Bazen sıkıcı oluyor içimden hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor başımı birinin omzuna dayayıp ağlayasım var ama olmuyor penceremden dışarı baktığımda benim kadar yalnız olmadığını düşündüğüm biri çarpıyor. Dudakları al kırmızı kocaman gözlerinin rengini tam bilemiyorum o burada olsaydı keşke diyorum ama kız arkadaşıyla çok mutlular arada bir çocuğu ziyarete geliyor eğleniyorlar güzel şey aşk ama işim olmaz.

“Aslında çok istiyorsun değil mi?”

   Yine o kız. Bıkmıyor benimle konuşmaktan sürekli kafamın içerisinde bir yerde. Bugün seni dinlemeyeceğim diyerek fonda klasik şarkılarımdan birini açıyorum hafif kısık bir kadın bir erkek düet yapıyorlar şarkı Fransızca birbirlerine sevgilerini anlatmaları gerekiyor sözler böyle ama nedense ölmüş gibi davranıp acı çekiyorlar neden her şeyi acıklı bir halmiş gibi anlatırlar gerçek aşklar böyle mi?

“Senin yaşadığın gibi.”

   Çok konuşmaya başladın ufaklık. Küvet. Güzel çözüm. Konuşmasını istemediğim zamanlarda bedenimi suyun altına sokuyorum garip tatlı bir baskıyla uyuşuklukla çok zinde olmak arasındaki ince çizgide hayallerimi düşünürken hiçbir şey duyamıyorum, suyun altında sesleri duyamadığımıza sevineceğim hiç aklıma gelmezdi. Ne aklımıza geliyor ki yaşadığımız?
Su tam istediğim gibi. Benden başka kim bilebilirdi ki böyle sevdiğimi hiç kimse herkes de bir kusur olabilir ama bende değil. Saçlarımı küvetin başlığına seriyorum parlasınlar diye. Belki izleyen birileri çok sever öyle değil mi? Bacaklarımı bir biri üzerine atıp rahatlıyorum. Çaprazımdaki lavabonun hemen üzerinde duran daire şeklindeki aynaya takılıyor gözüm kendimi inceliyorum bir süre hiçbir şey düşünmeden… Uyku en sevdiğim şey. Üzgünüm küçük kız seni dinleyecek vaktim yok bugün izinliyim. Sabah beni “Geçmişi gösteren bir ayna var oraya gidelim” diye kandırdın ama bu sefer değil. İyi geceler.

“Uyuduğun zaman benden kurtulamadığını bildiğin halde neden bunu yapıyorsun?”

Bilmiyorum.

Bazen diyorum ki hayatım bu pencerenin önünde mi geçiyor?
Oturuyorum film izliyorum kitap okuyorum bazen gökyüzünü seyrediyorum.
Evimin diğer odalarında kadife perde yok biliyor musunuz? Burada olmasının tek nedeni caddeye bakıyor olması ahşap olan parkelerimi değiştirmek içimden gelmiyor her şeyi anlayabiliyorsun böylece. Oturduğum odanın tam üzerinde bir genç kız odası var sanırım yeni ergen bazen metal müzik sesleri geliyor hala bunalımdalar yeni gençlik nedense bir türlü atlatamadı bu olayı. Çok mu yaşlandım diyorum okulda 6.senem ailem okulu bitirebileceğimden bile şüpheli ama artık eminim ki bitecek. İnsan psikolojisi üzerine bir tez yazmam gerekiyor model örneği kendim mi alsam diye düşünüyorum bazen içimdeki kızla birlikte tam bir nevrotik oluyoruz. Ama bunları benden başkasının bilmesine nedense gerek yok öyleyse böyle yaşamaya devam edelim çift maske çift hayat çift karakter. Değil bence çift karakterim hiçbir zaman ortaya çıkmadı çünkü anti-sosyal hayatım var. 

“Bu yüzden terk edildin ya.”

Terk edilmek? Yanılıyorsun. Terk edilmedim sadece yalnız yaşamaya ihtiyacım vardı ve ortadan kayboldum.

“Bu yüzden hattını değiştirdi değil mi?”

Hattını mı değiştirmiş?

“Geçen gün aradığında ulaşamıyordun.”

Telefonu kapalıydı.

“Daha sonraki beklide yüz kadar denemende ise –bu numara kullanılmamaktadır- dedi.”

Çok konuşuyorsun bazen.

“Susturamayacağını biliyorsun bugün uğraşma konuşmaya ihtiyacım var.”

Neden?

“Kaç gündür beni susturmak için elinden geleni yapıyorsun beni istemediğini düşünüyorum. Artık beni sevmiyor musun?”

Nereden çıktı şimdi bu?

“Eskiden ne güzel konuşurduk insanlar üzerine sohbet ederdik artık söylediklerimden hoşnut olmuyorsun. Doğru kelimeleri fazla mı kullanıyorum?”

Ukala olmanı gerektirecek bir durum yok ortada sadece yalnız kalmak istiyorum.

“Ama eskiden yalnız kalmak istemediğini ve benimle vakit geçirmenin eğlenceli olduğunu söylüyordun.”

Artık değil demek ki.

“Kalbimi kırıyorsun.”

Canın cehenneme.

“Sen başlattın.”

Dur! Yapma canımı yakıyorsun. Dur dedim! Kahretsin senden nefret ediyorum dur!!

….

Bunu her zaman yapıyor onunla konuşmak istemediğim zamanlarda saçlarımın en diplerine dayanılmaz bir acı veriyor, sanki onları kopartıyor. Bazen bağırıyorum bazen susuyorum çarem yok her zaman aynı şey oluyor. Bir süre sonra uyuşmaya başlıyor acı benim bir parçammış gibi davranıyor sanki kolum ya da bacağımmış gibi bana aitlik duyuyorum. Böyle hissetmeye başladığım anda gözlerim kararıyor bir tür boşlukta gibi ama dapdar nefes bile alamıyorum kolumu kaldırmaya çalışıyorum olmuyor. Bazen korkuyorum hem de çok korkuyorum. Beni defalarca bırakmasını söylediğim halde buz gibi odanın birinde aynayla karşı karşıya buluyorum kendimi. Ne yapacağımı bilmiyorum fakat ne yapmam gerektiğinin farkındayım ve kontrolün bende olmadığını biliyorum. Gülümsüyor sanki saçlarımın arasından bana bakıyor. “Bugün çok güzelsin biliyor musun?” diyor. Cevap verirsem sanki tekrar tekrar kopacaklar yüzümden parçalar. Susuyorum. Sustukça dağılıyor içim her bir yana kalbim fırlıyor yerinden aklım bin parça oluyor. Gözlerim volkandan fırlamış lav misali eriyor bedenimin karşısında o da iki büklüm ya. Yerdeki parkeler siyahlı beyazlı delirmişim gibi geliyor bazen. Bazen de yere eğilip toplayasım geliyor her şeyimi ama korkuyorum. Ya saçlarımın arasından kayıp giderse?


“Beni hala seviyorsun bak.”

Sanırım.
“Bak çok geç olmadan kalk gidelim alt tarafı bir saat.”

İstemiyorum.

“Hadi kalk belki yarın çok geç olacak?”

Bugün de çok erken.

“Ben gidiyorum.”

Güle güle.

Doğru söylüyor bazen çok geç olabilir. Hayatta çok geç kalıp kalmadığımı yaşayarak öğrenmemiz gerekmiyor mu zaten. Öylesine oturuyordun yine büyük babaanne koltuğumda ki telefon çaldı arayan eski arkadaşlarımdan biriydi. Dışarı çıkıyorlarmış beni de çağırdılar sevindim aslında ama sonra aklıma neden çağırdıkları geldi beni bu kadar seviyorlar mıydı? Hayır. En azından ben böyle düşünüyorum.

“Neden her insan için böyle düşünüyorsun? Senden ne çıkarları var?”

Düşününce çok var aslında, okuldaki durumumdan faydalanmak istiyor olabilirler.

“Okulda durumun pek parlak değil ki.”

Ama hocalarla aram iyi.

“Kaç kişiyi tanıyorsun ki? Okula bile uğramıyorsun.”

O zaman canları fena halde sıkılmıştır.

“Sen de canın sıkılınca Selin’i aramıyor musun?”

O bir karşılık değil ki? O benim en yakın arkadaşım.

“Nerden biliyorsun? Madem en yakın arkadaşın neden sadece sen arıyorsun? Onun aradığını hiç görmedim.”

Olabilir.

“Hadi kalk gidiyoruz.”

Hiçbir yere gitmiyorum ben böyle iyiyim.

“Sen bilirsin.”

Senin bana yardımcı olman gerekmiyor mu?

“Hayır.”

O zaman git başımdan 

“Nasıl istersen… Burada yalnız başına kalıp öleceksin.”

Ölmek? Keşke öyle bir şey olsa, sonsuz bir rüya gibi hiç uyanmamak. Toprak gerçekten soğuk mu acaba soğuğa alışmam gerekli sanırım. Kaderim böyle.

“Yanılıyorsun.”

Cehenneme gideceğimi mi düşünüyorsun?

“Cennete gitmeyeceğinden eminim.”

O zaman hiçbir yere kıpırdamıyorum.
"Bugün güzel bir gün değil mi?"

Evet.

Sırtımı duvara yasladım etraftaki insanlara bakıyorum. Hava sıcak fakat yakmıyor sırtımı yasladığım yerden sanki içime bir şeyler işliyor. Etrafımda garip insanlar var sürekli gelip geçiyorlar ama bir tanesi bile bana bakmıyor. Belki de geçen yüz kişi vardır bir tanesinin bakma ihtimali gördüğün bir insanı yaşamında tekrar görme ihtimalinden bile fazlayken -bir çift göz- bile bakmıyor. Hiç mi dikkat çekemiyorum?

“Bak bak şu çaktırmadan baktı sanki.”

Hayır, ben görmedim.

“Peki şu teyze?”

Hayır.

“Çakmak istediğin çocuk yüzüne bakmış mıydı?”

Hayır.

Tamam yeter dönebiliriz.

“Ben bakıyorum biliyor musun? Her gece uyurken seni izliyorum düşler ülkesinde olmak neden bu kadar korkutuyor seni? Bazen garip sesler çıkartıyorsun derinden acı çeker gibi bir hal alıyorsun iki büklüm oluyorsun yatakta merak ediyorum ne gördüğünü. Geliyorum saçlarını kokluyorum her zamanki gibi şeker ile karamelimsi arasında bir koku ve tat alıyorum. Tam içine giriyorum olaylarının ortasına ama sana hiç dokunmuyorum sadece izliyorum. Hatırladığın resimler çok ilginç biliyorsun değil mi o resimdeki kız kim?”

Bilmiyorum.

“Nasıl yani o kızı tanımıyor musun? İlk gördüğümde sen sanmıştın yanındakini de -o-”

Hayır ben değilim.

“Kim peki?”

Söylemem.

“Öğrenebileceğimi biliyorsun.”

Burada değil yapma.

“Sadece bir kez...”

Yapma! Yapma! Yapma! Yapm...a...

Çok eski bir hikaye. Biz liseye giderken çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı adı Arzu. Benim olduğum durumla aynıydı o da hep bir kızdan bahsederdi kendi kendine konuştuğunu mu yoksa onun gerçekte var mı olduğunu anlayamamasından söz ederdi. Bunun üzerine bir araştırma yapmaya başladı. Aradan bir buçuk ay geçmişti artık travmaları iyice artmıştı yere düşüp bayılıyordu uyandığında “bırak peşimi” diye bağırıp yandaki ormanlık araziye kaçıyordu. Peşinden kim giderse ona söverek geri geliyordu. Ben bir kere bile gitmemiştim çünkü korkuyordum gelenler sadece “delirmiş bu” diyordu başka hiçbir bilgi edinemedim. 
Sonbahardaydık, ikimiz bahçede oturmuş ileride ne yapabiliriz insanlar için bunu konuşuyorduk gerçekleştirmek istediğimiz tek bir hayalimiz vardı. O da bir alt mahallede yaşayan yaşlı kadının evinin yerine çok lüks bir apartman yapmak ve onu da oraya yerleştirmek. Garip bir kadındı. Yüzündeki çizgiler sanki bir tür kötülüğün simgesiydi her bir çöküntü bir ruhu emiyordu hayattan. Ama yalnızdı çocukları yoktu hiç uğramıyorlardı annem bazen yemek götürüp getiriyordu. Deniz mavisi gözlerinin içindeki acımasız bakışlarıyla sakin denizdeki korkunç canavara benziyordu. Ona yardım etmeyi sırf bu yüzden istiyorduk bugüne kadar hiç minnet duymamış gibiydi. Belki ona verdiğimiz ev için bize geriye kalan kısa yaşamında teşekkür edecekti. 
-şimdi düşünüyorum da çok mu gaddarca bir plandı bu?-
Arzu'yla hayallerimizden bahsederken birden gitmeliyim dedi. Ne olduğunu anlayamadan her zamanki gibi ormana doğru koşmaya başladı varamadan yere yığılıp kalmıştı. Artık yanına kimse yaklaşmıyordu biliyorlardı ki bir süre sonra bağırarak kalkacak ve ormana doğru gidecek ve peşinden hiç kimse.
Yerde öylece yattı hiç ses çıkarmadı onu öylece izledim. Bütün dertlerinden kurtulmu gibiydi. Birden ayağı kalktı ve bana “benimle gel lütfen” dedi. Bunu yapabileceğimden emin değildim. Koşarak uzaklaştı ve arkasından gittim. Hangi cesaretle yaptım bilmiyorum. 
Okulun oradaki orman çok fazla geniş değildi kaybolma ihtimali yoktu sadece bahçeyi doldurmak için yapılmıştı ama iki dağ eteğinin arasında güzel bir görüntü yaratıyordu. Kırmızı-kızıl renkleri mükemmel harmanlamıştı doğa kayınlar, çınarlar.
Biraz yürüdükten sonra onu kaybettiğimi düşündüm etrafıma bakındım bulamadım. Aklıma bir yer gelmişti arada bir okuldan kaçtığımızda hep bir ağacın altında oturur güneşin yaprakların arasından süzülüp küçük böceklerin üzerinde yaptığı ışık oyunlarını seyrederdik. Oradaydı yerde iki büklüm yatıyordu. Ağlayıp ağlamadığını anlamak zordu hiçbir zaman anlamamıştım zaten. 

-Arzu?

Cevap vermedi uzun dalgalı saçları toprağa değiyordu. Yapraklar saçlarının arasında belli olmuyorlardı hafif sarı ışık kızıl saçlarını karamele çevirmişti gölgede kalanlar ise çikolata rengine benziyordu. Birkaç saç tutamının arasından burnunun bir ucu görünüyordu bembeyaz, dudakları ona karşıt derece de zıt kıpkırmızı ormana ait gibiydi eriyip toprağa karışsa kimse fark edemezdi. Koluna dokundum.

-Arzu?
-Daha önce neden gelmedin?
-Ben.. sadece, bilmiyorum.
-Beni bir tek sen anlayabilirdin.
-Neler oluyor?
-Bana ne olduğunu buldum.
-Ne?
-....
-Arzu?
-....
-Cevap ver....


Bağırmaktan boğazım acımıştı demir tadı vardı kan mı gelmişti? Bilmiyorum çok uykum var uyumak istiyorum. Göz kapaklarımı hissedemiyordum, belki de yoklardı...

-Nefes al. Beni duyuyor musun? Nefes al!
-Ambulans çağırdınız mı?
-Nefes al hadi bir.. iki.. üç... dört...
-Nefes al hadi!

Nefes alamadığımı hissediyorum bir okyanusta durdukça derine iniyormuşum gibi. Kulaklarım basınçtan patlayacak gibi Hiçbir şey hissedemiyorum. Parmak uçlarımda tatlı bir his var ferahlık aslında.
Değil. Çok canım yanıyor! Çok. Anlamıyor musun?
Bana bunu neden yapıyorsun?

-Bizimle kal ölmek için çok erken. Hadi nefes al! Ambulans daha gelmedi mi?


“Bir daha yapmayacağım.”

Canımı yakıyorsun.

“Benimle oynama.”

Sana ne yaptım?

“Yalan söyledin.”

-Nefes alıyor! Nefes alıyor!....

“Zamanın birinde bir küçük kız vardı. Eskiden onunlaydım ama öldü çok bunaltıyordu beni. İstediğim şeylere karşı çıkıyordu hep senin kız da öyle mi dersin?”
“Benimki uysal daha bir şeyine karışmadım pek. Biraz yalnız kalması gerek ama çok dışarıda evde kalsın diye her şeyi yapıyorum ama olmuyor. Elbet bir gün evde yalnız kalacak.”
“Çok yavaşsın ben 3 ayda benimkini tek başına eve çıkmaya ikna ettim.”
“Gayet mutlu ama böyle yaşamaktan.”
“Dünyanın kanunu bu sence Azrail görevinin yüzde onluk bir kısmını nasıl kazanıyor sanıyorsun? Bizim sayemizde.”
“Nasıl yani?”
“Senin o bunalıma soktuğun kızlar oğlanlar bir süre sonra kendini deli sanmaya başlıyorlar. Doktora gidip bir sürü ilaç alıyorlar ama bilmiyorlar ki bizi asla tedavi edemezler yazık.”
“Ama o ilaçları alan herkes kullanım boyunca iyileştiklerini söylüyor.”
“Yanılıyorsun aslında iyileşmiyorlar. Sadece onların söylediklerine pek karışmıyoruz ve karşı çıkmıyoruz ama hep konuşuyoruz. Bir süre sonra sürekli uyumaktan sürekli baş ağrılarından sıkılıp ilaçları bırakıyorlar işte o zaman daha çok konuşuyoruz ve en sevdiğim sonuç! Ölüm.”
“Ne?”
“Ben gitmeliyim birazdan uyanır.”




“Günaydın meleğim bugün çok güzel görünüyorsun. Tıpkı yalnızlıktan yüzün solmuş gibi.”

Senden nefret ediyorum.

“Etmelisin.”

Bir gün olacak hiç uyanmayacağım ve o zaman sen susacaksın.

“Memnuniyetle küçüğüm.”
Nerdesin? Tamam geliyorum kıpırdama.

"Nereye?"

Sana hesap vermek zorunda değilim.

"Son zamanlarda çok alıngansın doktora görünmelisin."

Doktorla işim yok benim. İşim seninle.

"Benimle ne işin olabilir ki?"

Boşver.

"Sen bilirsin. Güle güle."


Hiç bir zaman rahat bırakmıyor. Sürekli peşimde. Neden çağırdılar ki şimdi beni babama bir olmuş olamaz ne oldu ki? Yürürken bir yalnızlık var sanki içimde yine kalbim sıkışıyor ruhumun derinliklerinde sefaletin hüküm sürdüğü duygu mahzenimde bugün duvarlar üzerime geliyor. Aynı şehvet kalmadı ki yüzümde oturup saatlerce düşünecek bir konu bile bulamıyorum, eskiden günlerce oturduğum sandalyemde. Perdelerim kirlendi. Karşıdaki çocuk böyle beğenecek mi ki diye bile düşünmüyorum. Sahi nereye gidiyorum böyle? Adımlarım hızlı aksine nefesim bir o kadar yavaş akciğerlerimde. Sanki gözlerimi kapatıyorum yeni gelenlere. Yine aynı tablo karşımda binlerce enstantane. Yoluma devam ettikçe ayaklarıma bin tonluk yükler bağlamışsın gibi yavaşlıyor durmuyor ama duruyormuş gibi geliyor aklım yine bana yüzlerce oyun oynuyor. Nereye uzun süre baksam hemen değişip korkunç bir canavara dönüşüyor. Gözümün daldığı duvarlarda lekelerden tablolar yapıyorum. Resim yeteneğim olsaydı anlatırdım herkese ama yok. Çok konuşuyorum yine...

- Kim o?
- Benim anne.
- Hah. Nihayet geç içeri.
- Baba?
- Hoş geldin.
- Neler oluyor? Ne yaptım yine size?
- Arzu kim?
- Ne?
- Arzu kim?

Arzu... Arzu'yu nereden öğrendiler ki? Ne anlatıcam onlara gerçekleri mi? Bildiğim gerçek bile yokken suçu benim üzerime mi atacaklar?

- Anne eski bir arkadaşım.
- Hiç ismini duymadık.
- Çünkü okulda bir sene okudu sonra...
- Sonra ne?
- Ben geldiiiiiiiiim!!!!!!!!!

Nasıl yani? Bu gerçek olamaz. On yıl önce bıraktığım gibiydi. Saçları biraz daha mı koyulaşmıştı? Büyük güzel dudaklarının arasından inci gibi parıldayan dişlerin arkasına mı saklanmıştı solgun gözleri? Bu kadar hayat enerjisi ona fazlaydı her an patlayacak gibi duruyordu. Sonu gelmeyecek gözyaşları gibi.

- Sen? Nasıl geldin?
- Neden bu kadar çabuk unutuyorsun. Alt tarafı okumak için yurt dışına gittim. Sana döneceğimi söylemiştim değil mi?
- Sehra teyzecim biz biraz dışarı çıkabilir miyiz?
- Tabi yavrum. Kendinize iyi bakın.
- Görüşmek üzere.

- Ne işi var senin burda?
- Neden özlemedin mi beni?
- Senin yüzünden yalnız başıma yaşıyorum başıma lanet olası bir bela sardın umarım mutlusundur ve kendininkinden kurtulmuşsundur.
- Evet kurtuldum. Bu yüzden burdayım seni de kurtaracağım.
- İstemiyorum.
- İstiyorsun. Bunu hissedebiliyorum. 
- İstemiyorum dedim Arzu uzatma ve bir an önce dön git.
- Kurtulamayacaksın. Esiri olarak alacak seni anlamıyor musun? Hadi benimle gel, sana yardım edeyim lütfen.
- Nereye gidiyoruz. 
- Yaşlı teyzeyi hatırlıyor musun?
- Evet.
- Bütün herşeyi başlatan o ona gidiyoruz işte.
- Umarım bir şey olmaz.

Bütün bunların sebebi içimden onu öldürmek bile geçiyor. O kadından nefret ediyorum. Ona yardım etmek de hiç içimden gelmiyordu zamanında zaten. Hep nefret ettim.

- Kimsiniz?
- Benim Arzu aç kapıyı.
- Gidin buradan size yardım etmeyeceğim.
- Lütfen zor durumdayız.
- Kurtulmanın bir yolu yok artık benden çıktı bu iş.
- Aç kapıyı! Bize yardım etmek zorundasın.
- Zorunda falan değilim gidin buradan.

Zar zor konuşan bir kadına göre çok direniyor. Kapıyı biraz zorlasak gireriz aslında ama saygısızlık olur. Gerçi saygısızlığı seneler önce yaptı ama yine de biraz daha konuşacağız.

- Lütfen konuşalım sadece konuşacağız.
- Söylenecek söz yok karar verildi. Kadere razı olmak zorundasınız.
- Kader diye bir şey yok. Aç!

"Aç kapıyı Müreska."

Sen? Ne işin var burda?

"Bana yalan söyledin küçük kız."

Sana neden doğruyu söyleyeyim ki bütün gün kafamın içerisinde dolaşan sensin baksaydın!

"Bakmak bir işe yaramıyor ki. İnsanlar gibi sen de dürüst değilsin."

Ben de insanım bundandır.

"Yanılıyorsun."

Yanılıyorsun nedir? Yine hangi ruyadayım uyandır beni hadi oyunlarından bıktım artık hadi.

"Tamamen gerçek. Girin içeri."

- Sadece konuşacağız.
- Sen onu duyabiliyor musun?
- Görebiliyorum bile.

"Sen göremezsin."

Neden?

"Görevim bu."

Ne görevinden bahsediyorsun sen?

"Gözlerini kapat."

Hayır rahat bırak beni.

- Söylediğini yap yoksa işler daha da kötüleşir.
- Neden söylediğini yapayım ki? Bütün gün yapıyorum zaten.

"Benden kaçtığın zamanlar hariç."

O zaman sen de benden kaç.

"Tut onu Arzu!"

- Arzu yapma!

"Tut onu yoksa eskiye dönersin."

- Arzu yapma canımı yakacak lütfen yapma!
- Eskiye dönmek istemiyorum.
- Lütfen!
- Üzgünüm.

...

Sıcaklık tüm bedenimi kapladığında uykuda olacağım. Belki de edebi bilemiyorum.

"Yalan söylemeyecektin."

Yalan söylemedim bütün itiraflarım gerçekti.

"İtiraftan; yalnızca başını eğdiğinde sözcükler dudaklarının arasından çıkıp göğsüne çarpıp geri döndüğünde kork, başka zaman değil."

Categories: