Her seferinde yeniden başlamak zor geliyordu bazen... Bazen de sadece yerinden kalkmak.
Toparlanmalıydı, küçücüktü ama düştüğünde yeniden kalkması gerkiyordu. Öğrenmesi gereken en önemli şeyi öğrenmişti. Artık hayatında elinden tutup kaldıracak kimsesi yoktu.
Tam toparlanacaktı ki yeniden düştü, tekrar tekrar düştü. Hiç üzülmedi ayağa kalktı "burdayım!" diyecekti ki yeniden düştü. Ağzından iki kelime çıkıp bütün dünyada yankılanmak istemişti. "Dur!" dedi usulca kelimelere. Dur.
Durdular. Bir daha ağzını hiç açmayacağına yeminler etti. Biliyordu ki o iki kelime orada duruyordu. Bıkmadan usanmadan duruyordu.
Hep iyi dilekleri vardı bu küçüğün. Her canı yandığında "şşş" diyerek avutuyordu kendini. Etrafında zarar verecek ne varsa uzaklaştırdı yanından düştüğünde acımasını istemiyordu canının.
Kalktı bir adım attı. Kendi bile şaşırıyordu aslında.
Derken yeniden düştü.
Canı çok yanmıştı...
Defalarca düşmüş ama hiç bir şey söylememişti. Bu sefer ağzını açacaktı. Bıkmıştı hayatından...
Küçücük bir çocuk nasıl bıkardı ki hayatından?
Bıkmıştı işte. Yanlızca bıkmış.
Onu bir yerden diğerine götürecek bir şeyi de kalmamıştı hayatında.
Umudu var mıydı gerçekten yalın ayak dışarıya çıkmaya?
Kırık camlar batar mıydı ki minicik ayağına?
Denemeliydi. Canını yine acıtacak olsa da deneyecekti.
Bu yolda ölmeye değer miydi?
Direk ölse kurtuldum diyebilir miydi?
Sorular öyle çok ki cevaplarını her gün bulduğunda, umut denen alçağın onları çalmasını seyrederken yeniden deneyecek miydi?
Bilmiyordu.
Bildiği tek şey; hala ağzını sımsıkı kapalı tuttuğuydu...

Categories: